Sayfalar

St. Petersburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
St. Petersburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Leningrad Kuşatması

St. Petersburg, masal gibi, rüya gibi bir şehir. Oysa, 2. Dünya Savaşı sırasında, insanlık tarihinin en uzun ve en korkunç kabuslarından birini yaşamış: Leningrad Kuşatması. Bu şehir, tam 872 gün, neredeyse 2,5 yıl kuşatma altında kalmış. 1.Ocak.1941’de şehrin nüfusu yaklaşık 3 milyonken, kuşatma boyunca 641.000 sivil kuşatma altında, 360.000’i ise tahliyeler sırasında ölmüş. Ölümlerin çoğu, %97’si açlıktan ve soğuktan. Hiroşima ve Nagazaki’nin toplamından çok daha büyük bir yıkım.

Hitler, devrimin sembolü, sanayi merkezi ve Baltık Denizi’nde Sovyet donanmasının ana üssü olan bu şehri almayı kafasına koymuş. Kuşatma, Barbarossa Harekatının bir parçası olarak Fin ordusunun desteklediği Alman ordusu tarafından yapılmış, 8.Eylül.1941’de son kara bağlantısının da kesilmesiyle başlamış ve 27.Ocak.1944 tarihine kadar sürmüş.

Kuşatma boyunca şehir, Alman bombardımanı, soğuk, susuzluk ve açlık ile çok zorlu bir mücadele vermiş. 1941-1942 kışı en korkunç dönem olmuş. Ocak 1942’de kişi başına verilen yiyecek 125 gram ekmekten ibaret hale gelmiş. 6-7 bin insanın açlıktan öldüğü günler geçmiş. İnsanlar, yolda düşüp ölüveriyormuş ve bunu görenlerin yapabileceği hiçbir şey yokmuş. Toprağın donmuş olması yüzünden ölüleri gömemiyorlarmış, bile. Nerdeyse altı ay süren kışın tek iyi tarafı ise, Lagoda Gölü’nün donması ve bu sayede, çok kısıtlı da olsa, buz üzerinden şehre ulaşılabilmesiymiş. Bu yola ‘Yaşam Yolu’ denmiş.

Kuzey’in Venedik’i, sanat ve bilimin merkezi, Kuzey Başkent’i kuşatma sırasında bile sanattan vazgeçmemiş. Kütüphaneler açılmış, konserler verilmiş. 9.Ağustos.1942’de, Leningrad Radyo Orkestrası, Leningrad’lı ünlü bestesi Şostakoviç’in 7. Senfonisi’ni çaldıkları bir konser vermiş. Bu eser, kuşatmanın ve Leningrad’ın sembolü haline gelmiş.

Leningrad, her şeye rağmen direnmiş. Ben böyle bir kabusu yaşamayı hayal bile edemiyorum. 1 gün bile çok uzunken tam 872 gün. Sabretmek savaşmaktan çok daha zor, galiba.

Bağlantılar:

1. http://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%91%D0%BB%D0%BE%D0%BA%D0%B0%D0%B4%D0%B0_%D0%9B%D0%B5%D0%BD%D0%B8%D0%BD%D0%B3%D1%80%D0%B0%D0%B4%D0%B0

2. http://tr.wikipedia.org/wiki/Leningrad_Ku%C5%9Fatmas%C4%B1#CITEREFBaryshnikov2003

3. http://www.guardian.co.uk/theobserver/2001/nov/25/features.magazine27

4. http://www.guardian.co.uk/theobserver/2001/nov/25/features.magazine57

5. http://www.saint-petersburg.com/history/siege.asp

Türkiye'yi bu yıkıcı savaştan korumuş olan koşullara şükrediyor, politikaları geliştirenleri rahmetle anıyor musunuz? Ben yapıyorum.

Yayın Tarihi: 19.Ocak.2011, Çarşamba

Брат Filmi

Bugün, ünlü bir Rus filminden bahsetmek istiyorum: Брат.

Film 1997 yapımı. Yönetmeni ve senaristi, Aleksey Balabanov (Алексей Балабанов). Başrolde, Danila Bagrov (Данила Багров) rolünde Sergey Bodrov (Сергей Бодров) oynamış. Bir macera filmi. 96 dakika. Uluslar arası olanlar da dahil pek çok festivalde ödül almış.

Filmin konusu şöyle: Danila, küçük bir yerde yaşayan, ordudan terhis olmuş, işsiz bir gençtir. Ne yapacağını pek bilememektedir ve annesi de sürekli sızlanmaktadır. Sonunda, annesinin söylediğini yapar ve ağabeyini bulmak için St. Petersburg’a gider. Burada, ağabeyinin ona yeni bir hayat kurmasına yardım edeceğini düşünmektedir. İlk başta ağabeyini bulamaz, bazı evsizlerle arkadaş olur. Sonunda ağabeyini bulduğunda ise onun mafya için çalışan bir kiralık katil olduğunu öğrenir ve işlerinde ağabeyine yardım etmeye başlar. Bu arada da evli bir kadınla arasında bir ilişki başlar.

Film, Sovyetlerin yıkılmasından sonra suçun da başkenti haline gelmiş kuzeyin başkentinden bir kesit sunuyor. Hızla artan suç, yoksulluk, aile içi şiddet, gençliğin umutları ve çaresizlikleri, filmin birer parçası. Danila karakteri, bana biraz Türk filmlerindeki Kadir İnanır veya Cüneyt Arkın’ın oynadığı mafya babası karakterlerini hatırlattı. Adam aslına mafya babası, ama gene de değer yargıları vardır. Yoksula, yardıma ihtiyacı olana yardım eder. Haklıyla haksızı, doğruyla yanlışı ayırt eder. Zaten, koşullar onu suç dünyasına itmiştir. Danila da öyle biri. İyi bir kurgusu olan iyi bir macera filmi.

Filmin Türkiye’de nerede bulunabileceğini bilmiyorum. Ben Rusya’da almıştım. Bu filmin ardından Брат 2 de çekilmiş, ama onu seyretmedim.

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonraki döneme sinema gözüyle bakmak isterseniz, izleyin, derim.

Bağlantılar:

1. http://en.wikipedia.org/wiki/Brother_(1997_film)

2. http://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%91%D1%80%D0%B0%D1%82_(%D1%84%D0%B8%D0%BB%D1%8C%D0%BC)

3. http://brat2.film.ru/

Yayın Tarihi: 23.Aralık.2010, Perşembe


St. Petersburg – Rus Müzesi (Русский Музей)

Bugün size St. Petersburg’daki Rus Müzesi’nden bahsetmek istiyorum. Rus Müzesi, dünyanın en büyük Rus güzel sanat eserleri koleksiyonuna sahip müzesi. Hemşehrisi Hermitaj kadar ünlü değil ama güzel sanatları seviyorsanız bence St. Petersburg’da mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Müze, Sanat Meydanı’nda, Gostini Dvor (Гостиный двор) metro istasyonuna yakın. Dük Mikhail Pavloviç (Михаил Павлович) için yapılmış Mihaylovski Sarayı’nda (Михайловский дворец). Bu saray, Rusya’da yaşamış İtalyan mimar Carlo Rossi tarfından 1819 – 1825 yıllarında yapılmış neo-klasik bir yapı. Müzeyi gezerken mimarinin keyfini çıkarmayı da atlamamak gerekiyor, çünkü gerçekten güzel çok güzel bir yapı.

Müzenin açılma emri 1895’te II. Nikolay (Николай II) tarafından verilmiş ve 1898’de de açılmış. Müze, 12. yüzyıldan günümüze kadar olan döneme ait 400,000 kadar esere ev sahipliği yapıyor. Müze olarak, benim gibi çok da eğitimli ve bilgili olmayan ziyaretçilerin bile rahat gezebileceği şekilde tasarlanmış. Dönemler ve eserler güzel açıklanmış, yerleşimleri de kronojik sırayı rahat takip edebileceğiniz şekilde. Ben gezmekten çok keyif aldım. Eserler, gerçekten çok güzeldi. Ayrıca, Rus kültürü ve tarihi hakkında da yeni bir şeyler keşfettim.

Müze, biz Türkler için, ortalama bir yabancı sanatsevere göre daha ilginçtir. Rus tarihinde, Türklerle (her zaman çok da dostça olmayan) ilişkiler önemli yer tuttuğu için, eserlerde bizim de içinde olduğumuz hikayeleri görmek çok mümkün. Üstelik de karşı tarafın gözüyle. Osmanlı donanması ile savaştan dönen gemileri gösteren Ayvazovski’leri inceleyebilirsiniz veya Osmanlı Sultanı IV. Mehmet’in mektubuna cevap yazan Zaporojyeli Kazakların, nasıl dalga geçtiklerini anlatan Repin’i görebilirsiniz.

Müzenin resmi internet sitesi http://www.rusmuseum.ru/ . St. Petersburg’a giderseniz, mutlaka görün. Ben, inşallah, bir dahaki sefere tekrar gideceğim.



Fotoğraf: Aslıhan


Yayın Tarihi: 31.Ağustos.2010, Salı

Güncelleme: Rus Müzesi'nden 19. yüzyıla ait bazı eserler, 4.Kasım.2010'da İstanbul'da Pera Müzesi'nde sergilenmeye başlandı. Sergiyle ilgili bir yazıyı 7.Kasım.2010'da yayınladım.

İki Şehrin Hikayesi - 2

Eğer bu başlığa sahip ilk yazımı (İki Şehrin Hikayesi - 1) okuduysanız, konumuzun St. Petersburg (Fransız İhtilali değil) olduğunu biliyorsunuzdur. St. Petersburg, benim gördüğüm Rusça konuşulan şehirler arasında en güzeli ve en etkileyicisiydi. Kuruluş öyküsü de güzel ve sıradışı. Sizlere onu anlatmak istiyorum.

St. Petersburg’un kurucusu, Çar I. Petro. I. Petro’ya, biz ‘Deli Petro’ dermişiz, Ruslar da ‘Büyük Petro’. Büyüklüğü galiba biraz deliliğinden geliyormuş ya da deliliği büyüklüğünden. Büyük Petro, 1682’den ölümüne kadar (1725) Rusya’ya hükmetmiş. Hükümdarlığında Rusya’nın modernleşmesini ve Avrupa’nın önemli bir gücü haline gelmesini sağlamış. Gelişmenin önemli bir aracı olarak denizcilikte ilerlemeyi görmüş. Sıcak denizlere inme isteği hepimizin malumu. St. Petersburg’u da Baltık denizinde bir liman ve Rusya’nın Avrupa kapısı olarak kurmuş.

Büyük Petro’dan önce St. Petersburg, bataklık bir alanmış. Kışları da çok sert ve gün ışığı az. Üstelik bölge, zamanın önemli gücü İsveç’in kontrolündeymiş. 1703’te İsveç ile yapılan savaşta, Neva Nehri’nin kontrolü ele geçirildikten sonra şehrin ilk taş ve tuğla yapısı Petro-Pavlovsk kalesi yapılmış. Ardından köylüler ve İsveçli savaş esirleri çalıştırılarak şehrin inşasına başlanmış. Büyük Petro, isim olarak da kendi koruyucu azizinin ismini seçmiş. 1712’de başkent buraya taşınmış. Bundan sonra da kurucusunun vizyonuna uygun olarak gelişmeye devam etmiş. Geleneksel Rus mimarisinden farklı olarak, Avrupa’dan gelen mimarlar tarafından şehir planlanmış ve önemli yapılar inşa edilmiş. Büyük Petro öldüğünde şehrin nüfusu 40.000’e ulaşmış.

Ondan sonra şehir, Rusya tarihine paralel büyük inişler ve çıkışlar yaşamış. Sıkıntı ve sefaletten de ihtişam ve zaferden de payına düşeni görmüş. Büyük sanatçılar, müzisyenler, bilim adamları, düşünürler, politikacılar ve yazarlar yetiştirmiş.

İki Şehrin Hikayesi-1’den biliyorsunuz, St. Petersburg ile Ankara’nın kuruluşları arasında yakaladığım benzerlikler var. Tam da o yüzden bir Ankara’lı olarak St. Petersburg’luları kıskanıyorum. Benim şehrimin payına düşenlerden memnun değilim. Umarım, 200 yıl sonra biz de St. Petersburg’un bugün geldiği yol kadar yolu gitmiş oluruz.


Fotoğraf: Aslıhan

Yayın Tarihi: 18.Ağustos.2010, Çarşamba

İki Şehrin Hikayesi - 1

Size bir şehrin hikayesini anlatacağım. Bakalım, bu şehrin hangi şehir olduğunu tahmin edebilecek misiniz?

Bu şehir, hiç yoktan, sadece bir liderin hayali ve vizyonu sayesinde kurulmuş. O lider, ülkesini bağnazlıktan ve geri kalmışlıktan kurtarmak istiyormuş; ülkesi batılılaşsın, çağdaşlaşsın istiyormuş. Eskinin köhne dünya görüşü üzerine bu yepyeni ülkeyi kurabilmek için yeni bir başkent kurmaya karar vermiş, çünkü batılılaşma hareketini, artık geride bırakmak istediği düşüncelerin, yapıların, kurumların kök saldığı eski başkentten yürütemezmiş.

O da yeni başkenti hiç yoktan kurmuş. Öyle de acayip bir yer seçmiş ki... Orası bomboşmuş. İklimi, yeryüzü şekilleri, aslında hiç de şehir kurmaya uygun değilmiş. Ama gene de kenti oraya kurmuş. Onun yapmak istediklerini anlayan bir avuç insanla birlikte bu başkenti ileri, çağdaş bir şehir yapmak için çalışmaya başlamışlar.

Şehri planlamak ve inşa etmek için Avrupa’dan mimarlar gelmiş. Yepyeni binalar yapılmış. Sanat, kültür, bilim merkezleri kurulmuş. Bomboş topraklar üzerinde başkent yükselmeye başlamış.

Sonrasını başka zaman tekrar konuşuruz ama siz, söyleyin bakalım, bu şehir neresi?

Kolay bir soru oldu, hangi şehri anlattığımı anladınız, değil mi? Evet, evet, St. Petersburg. Niye öyle baktınız? Yoksa siz başka bir şehir mi sanmıştınız?

Fotoğraf: Aslıhan

Yayın Tarihi: 11.Ağustos.2010, Çarşamba

Güncelleme: Bu yazının devamı olan 'İki Şehrin Hikayesi - 2' yazısını 18.Ağustos.2010, Çarşamba günü yayınladım.